Telefonla Sipariş: 0(544) 661 0380

Şifa Allah'tan, Macun bahane... Lakin tadı şahane.

Yaşamın Anlamı

Bencillik ve cimrilik yaşam felsefesiydi. İnsanlara güvenmemeyi ilke olarak benimsemişti.

“Düşenin dostu olmaz, insanın dostu yoktur; saadetine ortak olmak isteyenler vardır.” diyordu. Başarılı olmak için her şeyi meşru görüyordu. Başarıdan anladığı da zengin olmaktı.

İnsanların onu sevmemelerinin nedeni olarak da çıkar elde edememelerini görüyordu. Durmadan çalıştı, durdu. Tabii bu arada bazı haksızlıklar yapmıyor değildi. Küçük kardeşlerinin mallarını haksızlık yaparak ellerinden almış, onlara atmadığı kazık kalmamıştı. Parası vardı ve her şey yolunda gidiyordu. Yoksullara asla yardım etmez hatta onlara kızardı. Zira yoksullar ya tembelliklerinin, ya kendi hatalarının kurbanları ya da Allah’ın cezalandırdığı kimselerdi.

Ancak, üniversitede okurken torununa bir defaya mahsus bir miktar para verdiğini unutmayalım. Gerçi bu parayı kaç defa oğlanın başına kakmıştı ya, neyse yine de bir yardımdı bu.

Bir gün her insan gibi hastalandı. Hastalığı çok ciddiydi. En güzel hastanede yatıyor, hemşireler ve doktorlar etrafında dört dönüyordu. Ancak günler geçiyor, hastanede kimse ziyaretine gelmiyordu.

Zavallı karısı ölmeseydi, mutlaka yanında olurdu ya, o da ölmüştü. Oğulları onunla konuşmuyordu. Kızını da fakir birisine kaçtı diye daha evlendiğinde evlatlıktan ve mirasından reddetmişti.

Kendini çok yalnız hissediyordu. Çok parası vardı, ama yalnızdı. Acaba bir yerlerde bir hata mı yapmıştı, yaşam felsefesi mi hatalıydı? Bu düşünceler içerisindeyken, ondan sadece bir kez yardım gören öğretmen olan torunu ziyaretine geldi. Dedesine bir kitap hediye getirmişti. Oysa dedesi bugüne kadar asla bir kitap okumamıştı. Boş insanların işi diye görürdü okumayı. En son okuduğu kitap ilk okulda okuduğu “Cin Ali” kitabıydı.

Televizyon izlemekten çok sıkıldığı bir an, bu kitabı eline aldı. Belki resim vardır diye sayfalarını karıştırırken kısa bir şiir dikkatini çekti. Şiiri okudu, bir daha okudu, sonra bir daha…

Yutkundu, gözleri doldu. Sonra masa üzerindeki ilaçlardan bir avuç aldı ve içti. Yine kitabı eline alarak şiiri son bir kez daha okudu ve önce kitap elinden düştü, ardından yere yuvarlandı.

Bir süre sonra içeriye gelen hemşire, adamın öldüğünü anladı. Torununa haber verdi. Torunu dedesinin ilaç içerek intihar etmesine şaşıyordu, hayatı bu kadar seven bir insan nasıl intihar ederdi?

O sırada gözü yerdeki kitaba ilişti. Tam da şiirin bulunduğu sayfa açıktı. Şiirin her mısrasının altı çizilmişti. Şiiri okuyunca dedesinin niçin intihar etmiş olduğunu anlaması hiç de zor olmadı. Belki de bu ölüme kendisi neden olmuştu. Şiirin mısraları şöyleydi:

Bir tek kalbin kırılmasını önleyebilirsem
Boşuna yaşamış olmayacağım.
Ya da bir acıyı yaşamdan alabilirsem
Veya bir yarayı sarabilirsem
Veya bir ardıç kuşunu yeniden yuvasına koyabilirsem
Ya da bir fidanın yeşermesini sağlayabilirsem
Boşuna yaşamış olmayacağım.